Özlem’s Queendom öykü yarışması – Şeytan’la yolculuk 19 Şubat 2013

Bu yazıdaki öykünün ilk kısmı, arkadaşım Özlem Şahin tarafından, Facebook’taki Özlem’s Queendom sayfasında düzenlediği öykü yarışması için yazılmıştır. Sonunu da bizden tamamlamamızı istemiştir.

Bu güzel yarışmaları düzenleyen arkadaşım Özlem Şahin’e teşekkür ederim 🙂

Oya

19 Şubat 2013 ŞEYTANLA YOLCULUK 1. Bölüm

Otogara geldiğimde içimde birbirine zıt pek çok duygu vardı. Bir dakika önce uzun zamandır ilk defa yapacağım tatilin verdiği heyecan, bir dakika sonra iş yerinde yaşadığım bunaltıcı ayların verdiği yorgunlukla yer değiştiriyor sonra tekrar tatil sevinci ön plana çıkıyordu.

Muavin, tıka basa doldurduğum bavulumu otobüsün bagajına yerleştirip plastik fişi bana uzattığında artık gerçekten hayalini kurduğum lüks tatil köyüne doğru yola çıktığıma inanmaya başlamıştım. Ön kapıdan otobüse binip birlikte yolculuk yapacağım insanlara şöylece bir göz attım. Ağustos ayında olmamıza ve en gözde tatil beldelerinden birine gidildiği halde otobüs tam dolu değildi. Hemen şoförün arkasındaki yerime oturdum ve saatime baktım. Yola çıkmamıza sadece beş dakika kalmıştı. Hala yanıma ve koridorun diğer tarafındaki koltuklara oturan olmamıştı.

Hareket etmemizden birkaç dakika sonra muavin biletleri kontrol etmeye başladı. Yanıma geldiğinde, neden en ön sıralarda en çok tercih edilen koltuklar olduğu halde benden başka yolcu olmadığını sordum. Prensip olarak bayan yolcunun yanına erkek oturtmadıklarını ve bu gece otobüste benden başka bayan olmadığını söyledi. Koridorun diğer tarafındaki koltuklar ise satılmış ama yolcu gece yarısı varacağımız bir kasabadan binecekmiş.

Gece yolculuklarını hiç sevmememe rağmen iznimin iki değerli gününü gidiş ve dönüş yolculuğunda ziyan etmemek için buna mecbur olmuştum. Üstelik rahat bir yolculuk için gerekli olan her şeyi de yanıma almıştım. Şişme bir boyun yastığı, serin olabilecek bir gece için ince bir şal, ipod, kitap, dergi hatta küçük bir matara içinde biraz kırmızı şarap! Şarap herşeyden çok uykumu getirir.

Otobüsün durmasıyla gözlerimi açtığımda ilk düşündüğüm nasıl bu kadar çabuk uykuya dalabildiğimdi. Ne kitap okumuş, ne şarap içmiş ne de yastığımı şişirmiştim. Yolculuğumun ve sonrasında tatilimin iyi geçeceğine delalet ettiğini düşündüğüm bu duruma sevinip tekrar uykuya dalmaya hazırlanırken birisinin karşı koltuğa yerleştiğini gördüm. Otobüs durduğu halde ışıkları yakılmamıştı. O sırada ay da buluta girdiği için yeni yolcunun yüzünü görmem mümkün olmadı. Cam kenarında oturan kişinin genç, ince ve uzun boylu bir erkek olduğunu farkedebildim. Kısa süre içinde tekrar uykuya daldım.

Omzumu birinin dürtmesiyle sıçrayarak uyandığımda otobüs yoluna devam ediyor, kimseden çıt çıkmıyordu. Belli ki herkes uyuyordu. Karşı komşum da köşesinin karanlığına iyice çekilmiş hareketsizdi. Beni dürtecek kimse olmadığını görünce rahatlamama rağmen kalbim uzun süre hızlı hızlı atmaya devam etti. Tekrar uyumaya çalışsam da artık mümkün değildi. Saatlerce uyuyup da iyice uykumu almış gibi zindeleşmiştim. Biraz kitap okumaya karar verip tepe ışığımı yaktım. Bir türlü okuduğuma konsantre olamıyordum. Sanki biri beni gözetliyordu. Komşuma kaçamak bir bakış attım. Değil bana baktığı, uyuyup uyumadığı bile belli değildi. Ben onu görmezken onun beni net olarak görebilecek olması düşüncesi rahatsız ettiği için ışığı kapattım. Bu sefer ipod’un kulaklıklarını takıp müzik dinlemeye karar verdim. Hatta bir parça şarap da içebilirdim. Termosumdan bir fırt çekip müziğin sesini biraz açtım. Şimdi sakinleşip uyuyabilirdim.

Bu şekilde ne kadar gittiğimi bilmiyorum. Belki arada bir süre uyumuş da olabilirim. Sesleri duyduğumda tamamen uyanıktım. Önce müziğin bir parçası olduğunu sandım sonra sesin farklılığını ayırdettim. Baltanın ağaca vurmasına benzer bir ses aynı aralıkla gelmeye devam ediyordu. Kulaklığı çıkarttığımda ses kayboldu ama sanki son bir kez daha duymuştum. Biraz sonra tekrar kulaklığı taktım, ses müzikle beraber gelmeye devam ediyordu. O da duyuyor mu diye şoföre baktım, sakin bir şekilde otobüsü kullanıyordu. Muavin ise kendi koltuğunda kestiriyordu. Yan tarafa baktığımda sonradan binen adamın koltuğu boş görünüyordu ama karanlıkta kesin emin olamıyordum.

Ipod’u ve termosu çantama koyup son çare olarak yastığımı şişirip boynuma yerleştirdim, şalıma sarınıp uykuya dalmaya hazırlandım. En rahat pozisyonu bulmak için koltuğumda kıpırdanıp dururken bir mola yerine geldik. Işıklar yandı. Rahatlayarak ayağa kalktım, muavin on beş dakika sonra yola devam edeceğimizi söyledi. Tuvalete gidip elimi yüzümü yıkadıktan sonra şirketin ikramı olan çayımı içtim ve hareket anonsunu duyarak otobüse döndüm. Kalkarken görmediğim yan koltuktaki yolcu yerine yerleşmiş gazetesinin arkasına gömülmüştü bile. Adamın yüzünü görememek merakımı arttırıyordu. Büyük olasılıkla iş için ya da benim gibi tatil için yolculuk yapan sıradan bir adamdı işte. Ya da belki evine dönüyordu.

Otobüsün ışıkları sönmeden hemen önce gözüm yerdeki bazı kırmızı lekelere takıldı. Sanki yeni olmuş gibi görünen bu lekeler otobüsün arkasına doğru gidiyordu. Kan olabilir miydi? Aklıma moladan önce duyduğum balta vurmasına benzettiğim sesler geldi.

Geceler nedense olayları evirir çevirir olduğundan daha önemli ve tehlikeli hale getirir. İnsanların güvensizliğini arttırır, korkularını körükler, gün ışığında omuz silkip gülünecek detaylar, gecenin belirsizliğinde devleşip bizi boğmak için kemikli ellerini boynumuza geçirir.

Yazdığım son :

Taksiye gideceğimiz yeri söyledik.  Başıyla tamam diyen şoför hiç konuşmadan hareket etti. Bir süre sonra arkadaşımla birbirimize baktık, şoföre gideceğimiz yeri söylemiştik ama şoför bizimle hiç konuşmamıştı. Gözüm birden giydiklerine takıldı şoförün.  Neredeyse gözlerinin üzerine kadar inen bir kasketi vardı,  üzerindeki giysiler de garipti, sanki o an eline ne geçmişse onu giymişti ve ne bulunduğumuz yöreye, mevsime göreydi ne de sanki içinde bulunduğumuz zamana. Bir gariplik vardı. Otobüsten indiğimizde de birden önümüzde belirmişti ya da yaşadığım o garip yolculuktan dolayı her şey bana garip gelmeye başlamıştı ama hayır! O sırada otobüsteki rüzgarı ve bakışları yine hissetmeye başlamıştım, yine aynı ürperti.  Hani bitmişti? Ya yol? Gittiğimiz yol doğru yol muydu?   Tam bu sırada kapıların da içerden kilitlenmiş olduğunu fark ettim. Arkadaşımın da hiç sesi sedası çıkmıyordu.

O kırmızı gözleri yeniden görmek istemememe rağmen, endişeyle başımı arkadaşımdan yana çevirdiğimde gözlerinin kapalı olduğunu gördüm. “ Melekler gibi uyuyor değil mi? “ dedi bir ses.

Başımı çevirip dikiz aynasına baktığımda o kırmızı gözlerle tekrar karşılaştım. Kasketin altından bana bakıyorlardı.  Donakalmıştım. “ Hem kolay hem de zor oldu benim için” dedi başıyla arkadaşımı işaret edip. “ O kadar iyi niyetli, kibar ve dürüst ki, başlarda kolay yönetirim sanmıştım ama O düşen şalını yerden alacak kadar iyiniyetli çıktı. Hiç sevmem böyle tipleri! Komutlarımı anında dinlemedi, emirlerimi uygulamak istemedi, beni görmediği halde benden çok rahatsız oldu, inat etti bana!!!  Bana !! Düşünebiliyor musun?  Uzun zamandır senin peşinde olan bana inat etti!!!  Havva’yla  Adem’i bile daha kolay kandırmıştım, – gerçi Adem bir ara tereddüt edip beni birkaç dakika fazladan uğraştırmıştı, ama olsun – arkadaşından daha kısa bir sürede kanmışlardı.  Ne kötü bir zamanda yaşıyoruz! Gün geçtikçe insanoğlu da inatçı bir asi oluyor bana karşı! Halbuki inat ve asilik benden sorulur!  Arkadaşını bile geziden daha kolay vazgeçirdim, insan birkaç basamaktan düşünce geziye gidecek hal kalmıyor değil mi! Ha, bu arada söylemeden geçemeyeceğim siz aslında birbiriniz için yaratılmışsınız,  seni ilk kez gördükten sonra gizlice kayıtlara bakmıştım da, oradan biliyorum ama gel gör ki güzel kız, senin peşindeki benim! “ dedi sinsice bir tebessümle.

İyice buz kesmiştim, arkadaşımı ayıltmaya çalışamadım bile, hiç gücüm kalmamıştı ki.

“ Ben seni istemiyorum “ diyebildim sadece.

“ Farketmez !” dedi. “ Önemli değil çünkü ben, özellikle beni istemeyenleri isterim! Huyum böyle, ne yapayım elimde değil! “ dedi alaycı bir ses tonuyla.

Birden taksi anayoldan ayrıldı, ormanın içine doğru gitmeye başladı. “ Az kaldı “ dedi. “ Az kaldı, şu anlamsız giysileri de çıkarıp, esas kıyafetlerimi giyince, işte o zaman göreceksin gerçek yüzümü, az kaldı!  Ne garip şeyler giyiyorsunuz siz”  dedi…

27 Şubat, 2013 OZM.

Leave a comment