Bir kasırganın yaklaştığı duyurulursa ne yaparsınız? Kasırgadan kaçar mısınız? Evinizde oturup, camları kapılarınızı sıkı sıkıya kapatıp evinize yeteri kadar erzak alır, kasırganın geçmesini mi beklersiniz? Ya da sorumu bir de şu şekilde sorayım; yaklaşan bir kasırgayı nasıl kontrol altına alırsınız? Kasırga kontrol altına alınır mı? Bir kasırga en baştan ya da daha başlamadan önlenebilir mi? Ya da Gabriel García Márcia’nın Kırmızı Pazartesi romanındaki Pazartesi neden kırmızıdır? Öylesine mi kırmızı olmuştur? Kırmızı olması gerekli miydi?
Kendi adıma bir yandan yaklaşan kasırganın neden yaklaştığını, hızını ve doğal olarak neden olduğunu, önceden önlenip önlenemeyeceğini ve ilerdeki olası kasırgaları da hesaba katarak aklımdaki diğer soruları araştırırken diğer yandan da artık yaklaşan kasırga için hazırlık yapardım. Bu arada da gazeteci yazar Levent Gültekin’in son kitabı Yaklaşan Kasırga’yı bitirmeye çalışırdım.
Muhtemelen kitabı okumayı bitiren son okuyucu ben olacağım.
Yaklaşan Kasırga geçtiğimiz cumartesi günü (16 Nisan 2022) raflardaki yerini aldı. Daha dumanı üzerinde anlayacağınız… Kitabı okumaya daha dün başladım. Aslında bir kitap hakkındaki fikrinizi kitabı okuyup bitirdikten sonra belirtiniz ama gelin görün ki, az önce de söylediğim gibi benim kitabı bitirmem vakit alacak, hem de tek solukta başlanıp okunabilecek bir araştırma inceleme olmasına rağmen.
Levent Gültekin’in yazı ve konuşma dilini herkesin rahatlıkla anlayabileceğini düşünürüm. Son derece ağır konuları yalın ve sade bir dille, rahatlıkla kurduğu kısa cümlelerle anlatır ve bana göre çok çarpıcı noktalara dikkatinizi çeker. İşte bu yüzden olsa gerek ben kitabı çok yavaş okuyorum ve kitabın çatısı son derece iyi düşünülmüş, planlanmış, kurulmuş olduğu için giriş kısmıyla sonu (tabii ki sonunu okudum, hatta orta kısmından da bazı bölümleri) her zaman olduğu gibi uyumlu ve bir bütün. Dolayısıyla da kitap hakkında daha kitabı bitirmeden yazabileceğimi hissettim ve yazıyorum da!
Levent Gültekin kendisini okuyucusunun yerine koyan, okuyucusuyla duygu birliği kurabilen bir yazardır ve Yaklaşan Kasırga’da da hissediyorsunuz bu özelliğini.
Giriş bölümünde Levent Gültekin Yaklaşan Kasırga’yı neden ve nasıl yazdığını anlatırken, kitabını yazmaya oturduğunda aklında olmayan ama yazdıkça yani kitabın sonlarına doğru daha önce fark hiç fark etmediği bir fotoğrafın ortaya çıktığını söylüyor ve ortaya çıkan bu fotoğraf bunca yıldır siyaseti izleyen, yorumlayan, siyaset meydanındaki her gelişmeye, her söze, davranışa dikkat çeken biri olarak kendisinin bile dikkatini çekmeyen ya da farkında olmadığı kendisini de dehşete düşüren bir fotoğraftan bahsediyor.
Levent Gültekin kitabında Türkiye’nin son yirmi yılını anlatıyor, kendi yaşadıkları ve hissettikleriyle beraber. Kitabı okurken hatta daha ilk satırlarında ise benim dikkatimi çeken başka detaylar var. Eliyahu M. Goldratt’ın yazdığı Optimist Kitap’tan çıkan Amaç isimli kitabı okurken hissettiklerimi hissettim. Amaç konusu itibariyle iş – yönetim / kişisel gelişim sınıfında yer alsa da benim için aynı zamanda çok hoş bir aşk romanıdır ve hayata dair güzel ipuçları vardır içinde.
Yıllar sonra aynı hissi Yaklaşan Kasırga’yı okurken de yaşıyorum. Kitabın içinde insan var, davranışlar var, davranışların sonuçları var. Levent Gültekin felsefeye değinmiş, sosyolojiye, psikolojiye ve saydığım konulara değinirken de herkesin anlayabileceği şekilde değinmiş. Birbirimizi – hatta önce kendimizi – anlamaya değinmiş. Levent Gültekin, kitabının giriş kısmında Baruch Spinoza ‘dan yaptığı bir alıntıyla sözüne başlıyor ve kitap boyunca da yaptığı alıntıya devam ederek son satırlarını yazıyor.
Daha birkaç gün önce raflarda yer almasında rağmen aynı gün tartışılmaya başlanan Yaklaşan Kasırga’da bence kitabın bu yönü üzerinde konuşulmuyor. Bu yönü öne çıkarılmıyor. Kitapta yer alan olaylardan sadece bir tanesi üzerinden kitap eleştiriliyor yargılanıyor, giriş yazısının tam tersine.
Levent Gültekin insanı anlatmış, bize çok tanıdık olan bir toplumu, yaşarken atladığımız, farkına varmadığımız olayların arka arkaya geldiğinde, bir araya toplandığında ortaya çıkan bir fotoğrafı sunmuş bize. Ben sadece yukarıda bahsettiğim konularında kitapta çok önemli bir yere sahip olduğunu ve ortaya çıkan fotoğraf kadar dikkat çekmesi gerektiğine inanıyorum.
Levent Gültekin’in ortaya çıkan fotoğrafı öne çıkartmasının vardır nedeni ama kitabın bana göre duygusal kısmının da fotoğrafa ek olarak daha ön planda olmasını tercih ederim hatta bu konuda Levent Gültekin’le tartışabilirim, tabii ki yazarın işine karışılmasa da ya da yazarın önüne geçilmese de! Sadece benim kitaba sahip çıkma, benimseme, kendi dünyama alma ve kitabın bana faydasında ortaya çıkan fotoğraf kadar, kitabın duygusal kısmı da ön planda. İnsan olmaya verilen bir değer ve önem var kitapta bana göre. Bu yüzden de her ne kadar Türkiye’nin son yirmi yılını anlatsa da Yaklaşan Kasırga, sanki bir insandan önemi ve değeri çekerseniz kasırga gelir der gibi.
Kitabı okuduğum şu saatlerde aklıma gelenleri sizinle paylaşıp öyle bitireyim yazımı. Sanki Bandırma Vapuru Samsun’a vardığında Mustafa Kemal ve arkadaşları Anadolu’ya gittiğinde hem de bir kasırganın tam ortasında, insana değer verdikleri için Kurtuluş Mücadelesi’ ni başladılar ve Cumhuriyet ilan edildiğinde de sanki Atatürk insana, halkına hep önem ve değer vermeye devam ettiği için mi başarılı oldu? Atatürk halkını, insanı yapılacak olanların halkın ve insanın, insanlığın yararına olacağına inandırdığı için mi bu kadar sevildi? Belki de hep Atamız olmasının sebeplerinden birisi budur? Hz. Muhammed, ümmetini sevip ümmetine değer verdiği için mi çok değerlidir acaba? Belki de bunun için çok sevilendir?
Bir kurtarıcı beklemeden her birimiz bir kurtarıcı gibi hareket etmeliysek, işe nereden başlamalıyız? Belki de Yaklaşan Kasırga’nın sonunu okuduğumuzda giriş kısmına bir kez daha geri dönmeliyiz, geri dönüp özellikle de Baruch Spinoza’nın sözünü okumalıyız. Ne dersiniz?
Levent Gültekin’e, Doğan Kitap ve kitabın bana ulaşmasına dek her aşamada emeği geçen herkese teşekkür ederim.
21 Nisan 2022, OZM.
Not: Kitabı okudukça ya da okuduktan sonra başka düşüncelerim de olursa paylaşacağım. OZM


