Bu anlarda rahmetli babamın arkadaşı Muzaffer Atayata’ya hoşça kal diyoruz ve aynı anlarda da canım İstanbul’umda Süleymaniye Camisi’nin yanı başında İstanbul Tasarım Müzesi açılıyor. İkisi konu arasında bağlantı olabilir mi? Kaldı ki, rahmetli babamın arkadaşına hoşça kal demek özel bir konu.
Muzaffer Atayata da rahmetli babam da tasarlarlardı; makine tasarlarlardı, yedek parça tasarlardı hatta o anda ilgili süreci de tasarlarlardı. Tasarımın da tasarımını yaparlardı aslında. Onlar yaşları itibariyle 60lı yılların sonralarında Türkiye’nin kalkınması için tasarlarlardı. Yurt dışında yaşıyor olmalarına rağmen Türkiye’ye geri döner tasarlamaya devam ederlerdi. Öyle bir nesildi onlar.
Satın alma personeli olarak çalıştıkları otomobil fabrikasında dayanamaz atölyeye inerlerdi, yabancı uyruklu fabrika yöneticilerine o yıllarda otomobil- özellikle de motor parçalarının- %60 ile %70’nin ülkemizde yapılabileceğini söylerler ve boşuna otomobil parçası ithal ettiğimizi düşünürler ve bundan da rahatsız olurlardı. Hatta bu yüzden kendi işlerini kurarlardı çünkü onlar için burada üretilen ve böylece ithal edilmeyen tek bir parça dahi çok önemliydi. Onlar öyleydiler. Vatana borçları olduğunu düşünürlerdi. Onların kafa yapıları farklıydı, farklıdır da. Mühendislik üzerine eğitim alsalar da almasalar da fark etmez, kafa yapılarından tanırsınız. Onlar hem mühendistirler ve alanlarında hep tasarlarlar. İster satış alanında olsunlar ister evde yemek yapsınlar, isterse ticaret yapsınlar hiç fark etmez. Onlar hep tasarlarlar. Tasarlayan insanlar her zaman vardılar, var olacaklar da.
Leonardo da Vinci tasarlardı ve sanatçıydı da. O halde sadece çok sevdiğim canım Leonardo da Vinci’yi örnek vererek tasarımın sanatla ilgisi vardır diyebilirim çünkü Leonardo da Vinci bir dehadır. Başka bir deha, canım Atatürk’üm de bir ülke tasarlamıştır. Ülkenin her bölümünü de nakış nakış işlemiştir. Romalılar öyle yollar, binalar tasarlayıp inşa etmişler ki, günümüzde bile yıkılmıyorlar. İngiltere’de Stonehenge’i tasarlamışlar, günümüzde hâlâ gizemi çözülemiyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün elbette hatta inanıyorum ki İstanbul Tasarım Müzesi’nde ufkumuzu açacak nice örnekler yer almıştır. Yıllarca başka şehirlerdi tasarım müzelerini takip eder, bizde niye olmadığı için hayıflanırdım. Sağ olsun canım İstanbul’umun mirasına sahip çıkan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Miras ekibi beni duymuş ve tasarım müzemizi kurmuş. Çok sevinçliyim artık başka ülkelerdeki tasarım müzelerini gıptayla takip etmeme gerek kalmadı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Miras ekibine çok teşekkür ederim!
Biz zaten yıllardır tasarlıyorduk, zaman süreçti bizim için, süreci tasarlıyorduk ve artık müzemiz de var. Yaşasın! Gördüğümüz eksiklikleri gidermek için tasarlıyorduk, olabilecek sorunları hesaplayıp muhtemel sorunun oluşmasını önlemek için tasarlıyorduk, olduğumuz mekânda daha rahat yaşamak için tasarlıyorduk, daha üretken olmak için tasarlıyorduk, üretmek için tasarlıyorduk, üreteceğimizi daha iyi üretmek için tasarlıyorduk. Değer üretmek için tasarlıyorduk. Elimizde kâğıt kalem, cetvel tasarlıyorduk. Yazarak tasarlıyorduk, düşünerek tasarlıyorduk. Müşterimizle vadeleri konuşurken tasarlıyorduk, atölyenin içinde gezerken, sipariş için hammadde verirken tasarlıyorduk. Biz hep tasarlıyorduk. Yemek yaparken tasarlıyorduk, temizlik yaparken, örgü örerken de.
Sadece bazılarımız tasarımın daha da derinlerine iniyordu ama biz hep tasarlıyorduk.
Bana göre tasarım sanattır, özgürlüktür. Farklı bir bakış açısıdır, gördüğünüzde başka olanı görmektir ve artık müzemiz de var!
Yaratanımız dünyamızı matematik, bilim ve sanat üzerine yaratmış. Her şeyin bir vakti saati var, her şeyin bir hesabı, oranı var. Denizdeki tuzun oranı bellidir, havadaki oksijenin, bulutun içindeki nemin oranları bellidir ve bu tasarım bir sanattır.
Hayatlarımız da tasarımdır ve güzeldir hem biz tasarlarız hem de Yaratanımız ve vakti saati geldiğinde de tasarımlarımızı alır, Yaratanımıza gider, sunarız.
Bugün Muzaffer Atayata gitti tasarımlarını sunmaya. Muzaffer Amca rahmetli babamın okul arkadaşıydı. Babam mı? Babam yaklaşık 33 yıl önce gitti tasarımlarını sunmaya, tasarımlarının bu dünyadaki halleri ise yok olmadı. Onu sevenler geliştirdi ve geliştirmeye de devam ediyor.
Ben de üzerinde turuncu yağmurluğuyla ilkokul dördüncü sınıfa giden bir kız çocuğu olarak Muzaffer Amca’ya evden hoşça kal dedim bugün, cenazesine gidemedim ve aynı gün İstanbul Tasarım Müzesi açıldı, kim bilir belki de Muzaffer Amca giderken dikkatimizi İstanbul Tasarım Müzemize çekmek istemiştir, ne dersiniz?
31 Ocak 2024, OZM.

