Kısmet miras mıdır ya da miras kısmet midir?

Acaba 28 Mayıs 1453’te II.Mehmet ve XI. Kostantinos Paleogolos ne düşünüyorlardı? Kendilerini nasıl hissediyorlardı?  06 Nisan 1453’te başlayan kuşatmanın ertesi gün yani 29 Mayıs 1453’te sona ereceğinden hangisi emindi? Acaba XI. Kostantinos Paleogolos yenileceğini bilerek ve kabul ederek mi karşıladı 29 Mayıs’ı? Gerçi bir imparatordu ve karşısında ise bir devletin padişahı vardı. Yenilgiyi kabul eder miydi? Ya da hem II. Mehmet’in hem de XI. Kostantinos’un aklına bu kuşatmanın bir çağın kapanıp yeni bir çağın başlamasına sebep olacağı gelir miydi? Hatta annesi Makedon Sırp Hanedanı üyelerinden Konstantin’in kızı Helen olan XI. Kostantinos Sırp Despotluğu’nun Osmanlı Devleti’yle taraf olması ( * ) hakkında ne düşünmüştür? Acaba yine XI. Kostantinos, 28 Mayıs 1453’te 1452’de Rumeli Hisarı yapılırken huzursuz olduğu halde yeterli önlem almadığını düşünüp pişman olmuş mudur?

Tüm bu soruların bir kısmı 28 Mayıs sabahı aklımdan geçti ve ardından da bir ses Hasanpaşa’da bulunan Gazhane Açık Hava Müzesi’ne gitmemi söyledi. Her zaman olduğu gibi seve seve gittim. ( ** ) Sorular ben oradayken de aklıma gelmeye devam etti ve yazım yazarken de.

Gazhane Müzesi’nin insana güvertede oturmuyormuş hissi veren kafesinde otururken daha önceleri de defalarca kez baktığım sanki denizin üzerinde duran fırına yine baktım. Gazhane’nin simgesi haline gelen bu fırına bakarken İstanbul’a da baktım. O an kendi kendime “Mirasına sahip çıkıyor İstanbul.”

Bir süre önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi şehirde olan sessiz bir değişime dikkat çektiği bir video yayınlamıştı. Ben de videonun başlığını görünce zaten bu değişimin içinde yaşadığımı düşünüp videoyu izlememiştim bile. Öyle ya, bu şehirde uzunca bir süredir sadece kendi semtimde, yakın muhitlerde ve neredeyse tek bir yakada yaşasam yeni kütüphanelerin İstanbul’a kazandırıldığını biliyordum. İstanbul Kitapçıları gerek buluşmalarda gerekse kafa dinlemek için çoktan gündelik hayatlarımızdaki yerlerini almıştı. Kitap kokusu iyot kokusuna karışıyordu. Eski iskeleler yeniden aramıza katılıyorlardı. Boğaz’da daha fazla vapur süzülüyordu. Paşabahçe, Dolmabahçe ve Fenerbahçe vapurları da hatırlanmıştı dolayısıyla 08.15 anıları, vapura yetişme telaşları da. Çeşmelerden yine sular akıyordu. Pek çok tarihi özelliğe sahip binalar, mekanlar restore ediliyordu. Her biri ayrı bir yazı konusu olan gelişmeler düzenli duyuruluyor ve ayrıca isteyen İstanbullu’ya da ulaşıyordu.

Yaşamı çok ama yaşı genç bir ağacın kökleri sarıyor bu şehri, sessiz sedasız neredeyse uçsuz bucaksız İstanbul’un her yanına ulaşıyordu. Kısacası bu şehir yüzyıllardır kendisine kalan mirasa sahip çıkıyor ve aldığı emaneti geleceğe gururla teslim etmek istiyor. Hatta yöneticileri Pazar sabahı saat 08.00 civarında sosyal medyadan yazdığınız bir yoruma birkaç dakika içinde cevap yazıyordu yani ailesiyle ya da tek başına geçireceği bir tatil sabahında İstanbul için kendi vaktinden vazgeçiyordu. Cevap yazıldığını gördüğünüzde yaşadığınız şaşkınlık da cabası ve şehrin yöneticilerinden birisinin işine, şehrine verdiği önemi görmenin de mutluluğu!  

Sanayiyi sevdiğimden midir yoksa Gazhane’nin havasından ya da suyundan mıdır bilemem ama bildiğim 28 Mayıs’ta Gazhane’den İstanbul’a baktım. Sadece Gazhane Müzesi’nde bile çok zengin bir miras ve zengin hayatlar gördüm. Öyle ya, dünyadaki kaç tane açık hava müzesinde derse gelebilir, piknik yapabilir, kütüphane’den kitap ödünç alabilir ya da kitapçıdan kitap satın alabilirsiniz? Hatta dünyadaki kaç tane açık hava müzesinde keyifle yemek yiyip bir şeyler yudumlayıp konser ya da film izleyebilirsiniz? Peki ya, dünyadaki kaç tane açık hava müzesinde söyleşilere katılabilirsiniz ya da pazara gelebilirsiniz? Kaç tane sergiyi ve birden fazla müzeyi gezebilirsiniz? Dünyadaki kaç tane açık hava müzesi bir yaşam alanıdır?

Şanslıyım, Türkiye’de ve İstanbul’da yaşıyorum. Gazhane Müzesinin fotoğraflarını paylaştığım zaman İtalya’ya gidip gitmediğimi sormuşlardı. Annemin kuzeni de Almanya’ya gittiğimi sanmış. “Yok!” demiştim soranlara “Civardaydım hatta neredeyse mahallemdeydim.”  Mirasa sahip çıkılınca böyle oluyordu demek ki!

Birkaç yıl önce de yazdığım gibi; kısmet bizeymiş. İstanbul bizim kısmetimizmiş, 29 Mayıs 1453’te de, 06 Ekim 1923’te de bizim kısmetimizmiş.

Kısmetine, mirasına sahip çıkanlara selam olsun!

05. Haziran. 2023, OZM

( * ) https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0stanbul%27un_Fethi

( ** ) https://benimdunyagunlugum.wordpress.com/2023/05/29/gazhane-acik-hava-muzesi/

2 comments

Leave a reply to Oya Manas Cancel reply